Komşudan gelen Çingeneler


Taraf olmadıkları bir savaşın ortasındaki Suriyeli Çingenelerden sığınmacı olarak Türkiye'ye gelenlerin sayısı belli değil... 


Kaynak: Radikal 2 


KEMAL VURAL TARLAN* / Arşivi

 

 

Suriye ’de üçüncü yılına giren savaş, 70 binin üzerinde insanın canına mal oldu. Her etnik gruptan, milyonlarca insan yaşadıkları yerlerden ayrılmak zorunda kaldı. Bunlardan bazıları da Suriye’de Dom, Dummi, Nawwar, Kurbet, Zott gibi adlarla bilinen, Domca, Kürtçe, Türkçe ve Arapça dillerinden birkaçını konuşabilen, yerleşik ve yarı göçebe yüzbinlerce Çingene. Onlar da göç dalgasıyla akrabalarının yaşadıkları kentlere ulaştılar ama göçte bile diğerleri tarafından horlanıyor, dışlanıyor, aşağılanıyor, işsiz bırakılıyor, ayrımcılığa uğruyorlar. Yani ekonomik ve toplumsal olarak ‘sıfır noktasındaki’ bir halk olarak varolmaya çalışıyorlar. Üstelik, Suriyeli Çingeneler iki yıldır kendilerinin tarafı olmadıkları bir savaşın ortasındalar. 
Gaziantep otogarına yakın boş bir arazide, bez ve plastik çadırlarda yaşamaya çalışan bir gruba rastlıyorum. Kadınlar ve çocuklar çoğunlukta, erkekler iş bulmak umuduyla yakın mahallelere gitmişler. Çocuklar ellerinde kuru ekmeklerle koşturuyorlar çadırlarda, birkaç battaniye dışında, neredeyse hiçbir şey yok. Halep’ten gelmişler. “Mahallemize muhalifler girdi, askerler gelip burayı uçaklar bombalayacak, terk edin dediler, biz de evlerimizi bırakıp çıktık. Haber geldi bombalanmış, artık evlerimiz yok” diyor, elleri ve yüzü dövmeli genç kadın. Peki siz hangi tarafı tutuyordunuz manasındaki soruma, “Bizim için değişen bir şey yok, evlerimiz yıkıldı, zaten her zaman perişandık, şimdi ekmeğe muhtaç olduk” diyor. Sığınmacı Çingeneler’in sayıları hakkında tahminde bulunmak çok zor. Ama kişisel görüşmelerimin sonucunda Antep’te kamplar dışında kalanların 1000-2000 arasında olduğunu söylemek mümkün. Antep’in Karşıyaka, Çıksorut ve Şirinevler gibi Çingenelerin yaşadığı mahallelerde de çok fazla sığınmacı var. Ve tabii ki kentin çeperindeki tarihi Çingene konaklama yerlerinde göçebe gruplarla sık karşılaşmak mümkün.

 

 

“Burada olduğumuzu bilmesinler”

 

 

 

17 yaşındaki Hasan, evli ve iki çocuğu var. Nizip’te Domların yaşadığı mahallenin hemen yanına, mahalledekilerin yardımlarıyla kurmuş çadırını. Eşinin babası, kız kardeşleri ve erkek kardeşleriyle toplam dokuz kişi kalıyorlar. Domca, Kürtçe ve Arapçayı iyi biliyor. Dom olduğunu saklamıyor. Suriye’den gelen Çingeneler, eğer Türkçeyi bilmiyorlarsa, Kürt olarak tanıtıyorlar kendilerini, Türkçe bilenler Türkmeniz diyorlar. Karşıdaki çadırı gösteriyor, “İnanma sen onlara, Kürt olduklarını söylüyorlar ama onlar bizim akrabalarımız, Halep’te arka sokağımızda oturuyorlar” diyor. Suriye’deki akrabalarından ve Suriye’den konuşuyoruz. 
Hasan’la ve daha pek çok konuşmadan sonra durumu şöyle özetlemek mümkün: Suriye içerisinde kalan Çingeneler, çatışmaların ve hava saldırılarının daha az olduğu Lâskîye, Şam gibi daha batı illerine ya da Kürtlerin denetimindeki Afrin, Kobani, Kamışlı gibi kentlere göç etmek zorunda kalmışlar. Demircilik, kalaycılık, kalburculuk, dişçilik, sünnetçilik, müzisyenlik gibi meslekleri yapan bu topluluklar, son yıllarda gerek sanayileşme ve üretimin modernleşmesi gerek yasalardan kaynaklı yasaklardan dolayı zanaatlarını icra edemez duruma gelmişler. Yalnızca müzisyen gruplar, düğünlerde ve eğlencelerde müzik yaparak hayatlarını devam ettirebiliyorlar. Diğerleri ise inşaatlarda demircilik, hurda ve kâğıt toplayıcılığı gibi geçici işlerde ve tarımda mevsimlik işçi olarak, çok düşük ücretlerle çalışıyorlar. 
Hasan da Suriye’de inşaatlarda demir işçisiymiş, burada iş olursa çalışıyor. “Türkiyeli işçiler 80 liraya, biz 40 liraya çalışıyoruz ama yine de iş yok. Haftada bir ancak iş oluyor, yakında buradaki akrabalarımla Mersin’e gideceğiz, çilek toplamaya, çoluk çocuk çalışırız, nasılsa savaşın biteceği yok, savaşın bittiği gün dönerim Halep’e” diyor.
Urfa’nın İmam Keskin semtinin arkasındaki boş arazide, yeni yaprağa dönmüş badem ağacının altına sığınan kalabalık grup, beni görünce tedirgin oluyor. Kamu görevlisi olmadığıma emin olsalar da birkaç cümleden fazla konuşmuyorlar. Yaşlı kadınlar sırtlarını badem ağaçlarına dayamış, dökülmüş badem çiçekleri arasında “onları bu duruma getirenlere” beddualar ediyor. Ayrılırken ardımdan bağırıyor biri: “Fotoğraf çekme, burada olduğumuzu bilmesinler.” Bilinmemek önemli. Çünkü birkaç gün önce onların olduğu yere yakın Yenice mahallesindeki boş arazideki Suriyeli Çingenelere ait 50’ye yakın çadır, zabıta ve polislerce sökülüp yakıldı. Çevredekilerin rahatsızlıkları ve şikayetleri üzerine elbette. Ulusal basında “Suriyelilerin çadırları sökülüp yıkıldı” başlığıyla yer bulan haber içerisinde Çingenelere dair bir tek kelime yoktu. Birkaç gündür buraya sığınmış olan aileler, polis ve zabıtalardan kaçmaya çalışıyor. Özellikle yerel yönetimlerin görüntü kirliliği; yerel halkın ise önyargılardan kaynaklı şikayetleri nedeniyle çadırlarda barınmalarına da izin verilmiyor. 
Suriye’den ülkemize sığınan Çingeneler, çoğunlukla kentlerin yoksul semtlerinde derme çatma evlerde, barakalarda yaşamaya çalışıyor. Buradaki akrabaları, paylaşacak ekmekleri olmasa da, evlerinin duvar diplerinde onlara çadırlar kuruyor. Hurda, kâğıt ve bir parça ekmek toplamaya birlikte çıkıyorlar. Ama hâlâ büyük bir çoğunluğu Mardin’den Antakya’ya sınır boyunca kentlerin, kasabaların ve köylerin çevresinde derme çatma çadırlarda yaşamaya çalışıyor.

Günlük 5 lira

 

 

Bir şekilde kamplara girebilmeyi başaranlar, kendilerini bildikleri dillere göre Kürt, Türkmen, Arap olarak gizlemeye çalışsalar da, kampın Arap, Kürt ve Türkmen sakinleri tarafından dışlanıyor ya da hırsızlıkla ve ahlaksızlıkla suçlanıyorlar. Diğer yandan kamp yönetimlerinin de önyargılı tutumlarına maruz kalıyorlar ve kamplarda barınamaz hale geliyorlar. 
Pek çoğu da, tel örgüler içine hapsolmamak, gadjoların aşağılanmalarına uğramamak için kamplardan uzak duruyor ve yeniden göçebe hayata dönüyor. Niyetleri, havaların ısınması ile birlikte mevsimlik işçi olarak Akdeniz ve Orta Anadolu bölgelerine ucuz işgücü olarak gitmek. Gidenlerin Çukurova’daki tarlalarda günlük 5 liraya çalıştığı söyleniyor.
Çingeneler yüzyıllardır birlikte yaşadıkları halklar, etnik ve dinsel gruplar arasındaki “içsavaşların” kurbanları oldu. Balkanlar’daki Romanlar büyük acılar çekti. Irak’taki onbinlerce Çingene silahlı radikal Şii gruplar tarfından, “yeterince Müslüman olmadıkları” gerekçesiyle, yaşadıkları yerlerden göçe zorlandı. Pek çoğu o dönem Suriye’ye sığınmak zorunda kaldı. Mısır’da sayıları milyonları bulan Çingene topluluklarının yaşam koşullarının gittikçe zorlaştığına dair uluslararası basından gelen haberler de durumun hiç de iyiye gitmediğini gösteriyor. 


 

 

* Belgesel fotoğraf sanatçısı

 

 

 


Voice of America - News / Middle East - Cecily Hilleary 

The Dom: Syria's Invisible Refugees

More than 70,000 people have been killed and hundreds of thousands left homeless by the civil war in Syria, spreading misery among all of the nation’s ethnic and religious groups.

But one ethnic minority has undergone more than its share of suffering — both during the current fighting and for centuries preceding it — and few outside of Syria know much about it. The group is known as the Dom and it has been a presence in Syria since before the Ottoman Empire. Voice of America

KVT_7234.jpg


 

Dom (Rom, Gypsy, Çingene, Qereçî, Gypthos, Zingari, Tigani, Basa,) in Turkey

 

http://www.flickr.com/photos/kemalvuraltarlan/sets/72157600038148962/show/

 

Free Spirits of the World: Nomadic  Gypsies

 

987306.jpg
1024x1024-987306.jpg


 

Nomadic  Gypsies and their culture in  south east of Anatolia  (Turkey) provided the impetus for my photographic project. At this cities Gypsies live with Kurds. Gypsies call themselves "Kurd Domlari"  (Kurd Dom) 

 

Today, there are some Gypsy villages and communities in the South East of Anatolia. Some also live in the cities and have become an integral part of urban life. Other Gypsies are nomadic and either travel in wagons of cars, or they ride on horses. 

 

The Dom in Turkey are called as Cingene, Kipti, Pos¸a (in Eastern Anatolia), Mirti (in Hakkari, Mardin, Siirt and South part of Van), Abdal (K. Maraş), Dom (Van, Hakkari), Gevende (Adıyama) Kocer, Arabaci (the ones who use horse carriages) etc., or with the pejorative “esmer vatandas¸” (“brunet citizen”)(Edirne). 

 

In the language spoken by the Dom people in Turkey, you can encounter words from some Turkish dialects spoken in Anatolia, from Kurdish or Greek. The language of the traveller groups (Gypsies call Domari) in Anatolia is obviously assimilated, so Domari language is mixed with Kurdish, Turkish, Persian or Arabic words.

 

I started this project in 2005 and will return every year to continue it. Aim of  my project  is to create Nomadic Gypsies lifestyle and their ability to survive in a rough environment at the south east of Anatolia. My interest is not in the romantic point of view about the Nomadic Dom (Kurdish Dom), but in the realities of daily life for them by Photography.   

 

                                                                                                             Kemal Vural Tarlan

 



 

 

DÜNYANIN ÖZGÜR RUHLARI: GÖÇER ÇİNGENELER

  

World Congress for Middle Eastern Studies

Barcelona, July 19th - 24th 2010